19 Nisan 2009 Pazar

Roportaj : Jehan Barbur




Bir arkadaşımın önerisi saglıyor keşfetmemi bu mükemmel sesi...
Mutlu ediyor şarkılarının her notası içime işliyor sanki...
Hayallerinizi hatırlatıyor size ritimleri...Umut veriyor o güzel sözleri...
Sıradanlıgın, alışılmışın çok dışında karşılıyor sizi...
Alıp götürüyor,'Uyan'dırıyor sizi gündelik hayatın monotonlugundan sanki...
Evinizde bir köşede o olsun; o çalsın hep kaplasın içinizi,huzur dolu müziginin ezgisi..
Peki ya kendisi?Meraklandırmadı degil beni kişiligi...
Ne yaptım peki?
Aldım biletimi yakaladım ilk treni,ve çıktım yola tanımak ve tanıtmak için,
Jehan Barbur kimdi?



Jehan Barbur kimdir?

-
Dışarıdan görülen neyse aslında o,herkes ne görmek istiyorsa o.Beyrut'ta dogup hiç orada yaşamayan.18 yaşına kadar İskenderun'da yaşayan sonra istemeden Bilkent'te Amerikan Dil ve Edebiyatı bölümü okudum.Babamın istekli olmaması sebebiyle konservatuara gidemedim.Mezun olur olmaz koşa koşa İstanbul'a geldim ve altıbuçuk senedir İstanbul'da yaşıyorum.

4 yıl boyunca kurdugumuz bir jazz-trio grubuyla canlı performans yaptık.Albumde farklı parçalarda var pop,jazz vs...Son albumundeki ilk bestem olan altıncı parçam Şermin'i Zuhal Olcay'a vermiştim.Zuhal hanımın böyle birşey istemesi beni çok mutlu etti.Dizi-sinema müzikleri yazıp,vokallerini yaptım.En son müzikal bir filmin-High School Musical 3 -Gabriella karakterinin bütün şarkılarını seslendirdim.


Müzigi seçmenizde sizi cesaretlendiren neydi?


-Çocukken çok farkında olmadan seçiyorsunuz.Seçmek degil hayatın sizi yönlendirdigi bir yer.Kimse müzik yapmalısın demedi.Küçükken en sevdigim oyun salonda müzik setinin önüne oturup,tek tek tüm parçaları dinleyip hatmetmekten çok keyif alırdım.Ve bu keyfi başka bir şeyden almadıgımı anladıgım gün tiyatro ya da müzik dedim.

Lisede istemedigim halde babamı mutlu etmek için üniversite bitirdim ve tası taragı toplayıp İstanbul'a geldim.Çok şey ögrendim hala da ögreniyorum.Hala birşey bilmiyorum ve ögrenilecek şey bitmiyor.

Albumde Bülent Ortaçgil cesaretlendirdi.Bülent abiyle müzik arkadaşlıgımız vardı.Bir süredir dinletiyordum şarkılarımı.Bülent abiye çocuklugumdan beri hayranım.Müzik çizgimi o belirledi.O album yapmam gerektigini söyledi ancak ben istemedigimi söledim.O ise buna sevindi,'Hırsın olmamasına sevindim.' dedi.Çünkü ticari taşımadan yapılan iş daha kaygısız oluyor.Ben parçalarımı topladım ve Bülent Ortaçgil Ada müzige önerdi.Biz tüm sorumlulugu üstlenerek kayıtlara başladık ve bugunkü halini aldı.


Neden populer müzik yerine bu tarz ve tarzınız,yaptıgınız müzik hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?

-
Tarifini yapamam müzigin,pasta tarifi gibi bir tarifi yok.Haydi populer bir parça yapayım diyemiyorum.Söyleyecegim şeyler birine fısıldayacagım şeyler olmalı.Populer kaygı belki satış için gerekli ve ben buna sonuna kadar karşıyım.Bu benim ve böyle şarkılar yazıyorum.Eglenmek için müzikte dinliyorum,dansta ediyorum.Herşeyden olmalı bence ülkemizde,ama sadece pop müzik olması ne kadar dogru?Evet pop müzikte olmalı tabiki,yaptıkları işe saygımda var ama başka bir macerada olmak zorunda.Tutması için o tarz müzik yapamam.O tarzdan iki üç parça sıkıştıramam albume bu beni cibiliyetsiz yapar.Çok güzel bir album yaptıgımı düşünmüyorum.Genel çerçevenin dışında oldugu için insanları şaşırttı.

Albumde neden hareketli parça yok gibi bir soruyla karşılaştım.Bu bana saçma geliyor ve müzikal eleştiri olarak gelmiyor.Aynı zamanda bu beni çok kırıyor,üzüyor.Böyle şarkılar aklımı harekete geçiriyor ve birşeyler yapıyorum.Örnegin Bülent Ortaçgil gibi müzisyenlerin yaptıgı şarkılar hareketlidir benim için.




Parçalarınızı nasıl yazıyorsunuz?

-
Çok uzun aralıklarla yazıyorum,hergün degil.Yazdan beri yazmamıştım mesela.Album yüzünden aklım ve bedenim duramadı,vakit ayıramadım kendime.Şarkı yazabilmek için durmak,beklemek,bakmak lazım.Bazen insanlara kendimi çok iyi ifade edemiyorum.
Evimde bir home-studio var.Orada başlıyor.Önce söz mü müzik mi derseniz,ikisi aynı anda.Aklımda bir hikaye oluyor ve bir resmi oluyor.Rengiyle,karakteriyle ve melodileriyle kafamda oluşuyor o resim.Resmi anlatan o cümlenin,söylenirkenki müzikal hali oymuş gibi geliyor.Şekil ortaya çıktıktan sonra son rutuşları yapıyorum.Ama önce kusmam gerekli,o parça çıkmalı.Daha sonra ugraşıyorum.


İkinci klip hangi parçaya gelicek?


-Muhtemelen Leyla'ya.İlkini Gidersen' e çektik.İlk klibi bu parçaya çekmemizin sebebi ilk gözagrım ve iki sene önce internete koyduk çok insana ulaştı.Leyla onunla çok farklı,benzer birşey yapmak istemiyorum.O yüzden muhtemelen Leyla olacak.


Boş zamanlarını nasıl geçirir?Nelerden zevk alır?


-Balık tutmak,hayattımdaki en büyük rehabilitasyon bana göre.Küçük bir teknemiz vardı.Çocuklugumuzdan beri annemle her haftasonu balıga çıkıp 11 gibi geri geliriz.Balık tutmak çok aşık oldugum bir olay.Çok üşüyen bir insanım bu nedenle İstanbul'da hava ısındıkça nişanlımla balıga gidiyoruz.Her İskenderun'a gittigimde de balıga gidiyorum.

Ara ara kitaplarla vakit geçiriyorum.Daha dogrusu uyuyamayınca kitaba sarılıyorum.Son bir iki haftadır çocuklugumdan bugune kalmış tüm fotografları yazıyorum.Bu aralar bunu kafama taktım.Yazdıklarımı çok sevdigim bir abim birde nişanlım okuyor.
Balık tutana,güneş çıkana kadar,yemek yapıyorum her boş fırsatta.


Peki neden tiyatro degilde müzik?


-Çünkü tiyatroda takım çalışması çok önemli.Tamam müziktede önemli.Şöyle birşey var ki müzigi tek başıma yapabilirim ama tiyatroyu yapamam.Aynı zamanda oyunculukta çok yeteneksizim.Cevherimi biri keşfedicek ve bende şaşırıcam.Tiyatro çok önemli bir yetenek ve ben sahip oldugumu düşünmüyorum.Ama müzik ufacık olsa da var.Kendime yazıyorum ve ne kadar çok paylaşırsam o kadar şanslı hissediyorum.


Müziginizle dünyada birşeyler degiştirebilseniz bu ne olurdu?


-Sanırım kişisel hırsları törpülemek isterdim.Ego yok edilemez ve degiştirilemez.Ama kişisel hırslar savaş,katliam ve öldürmeye sebep oluyor.Riyakarlık,aldatma iki insan arasındaki daha az zararlı ve daha az nufuslu savaşlar.Aç gözlülügümüzün dindirilmedigi bir alan hayat.İnsan dogdugu yerde hayata devam edemiyecek kadar aç gözlüdür.Açgözlülügümüz ve hırsımızdır bizi mahveden.


Ülkenin gidişatına bakış açınız nedir?


-Gidiyor muyuz bir yere?Onuda merak ediyorum.Cografya olarak çok sevdigim bir yer aslında.Ancak şunuda söylemeliyim hali hazırda olan gidişattan hiç ama hiç mutlu ve huzurlu degilim.Hep sırtımızda soguk bir nefesle yaşıyoruz.Sürekli kimlik ve kabuk degiştiriyoruz.Bu da ne oldugunun farkında olan insan olmamızı engelliyor.Bir insan nasıl bir hayata ihtiyacı oldugunu bilmezse bu çok tehlikeli.Politik ya da apolitik olabilir insan ama ülkenin kendi milletini bu denli kalın çizgilerle ayırması en küçük bireyi çıkmaza sokuyor.

Özgür olmak eskiden nasıl korkutuyorsa hala öyle.Bu özgürlük öncelikle zihin özgürlügü.Bir kere öyle bir yerki : okul ve egitim çok eksik.Herşey ayıp herşey aman ha...Küçükken kendimizi ifade etmemiz bile yasak.Zaten okulda elimiz arkaya baglı sıraya girmiş insanlarız ve dilimizde baglanmış.Keşke kişisel gelişimin önemsendigi bir cografya olsaydık.Kişisel hırs,bagnaz takıntılar oldukça suyun dibinde nefes almaya çalışmaya devam edicez.Ve nefes almaya çalıştıkca kayaya toslicaz.Hala kendimizi ifade edemedik.


Jehan Barbur ne okur ne dinler?


-Klasik Türk Edebiyatı.Ahmet Hamdi-Saatleri Ayırma Enstitüsü hayatımın kitabıdır. ,Murathan Mungan mutlaka okumanızı öneriyorum.Sebahattin Ali,Peyami Safa,Tahsin Yücel,Gündüz Vassaf,Selim İleri,Ayfer Tunç,Peride Celal,Leyla Erbil,Bukovski,Paul Auster,Nietche,Baudelzire,Jartre,Amin Maluf,Irving Yalom vs.. atladıgım varsa özür diliyorum.
Dinlediklerime gelince; Bülent Ortaçgil,Zuhal Olcay,Erkan Ogur,Mehmet Güreli,Vedat Sakman,Nüklet Ruacan,Birsen Tezer,Kuzey Avrupa Jazz'ı,Torun Erikson,Beady Belle,Stina Nordensteim,Kings Of Convenienre,Anja Garbarek...





Örnek aldıgınız bir kişilik ya da idol var mı?


-Eskiden hep bir kahraman vardı aklımda,birden fazla hatta...Şunun gibi demek zor.Az önce söyledigim tüm isimlerden aldıgım feyz.Bunun tek kişide toplanamayacagını anladım.Ve bir kahraman yaratmaktan vazgeçtim.Gündüz Vassaf'ın Cehenneme Övgü kitabından çok etkilendim.Ne yazık ki çok geç okumuşum.O kitap tüm algılarımı açtı.İnsanın kendisine bir kahraman yaratmasının,kişinin özgürlügünü kısıtladıgını ve o kahramanla özgür olamayacagını anlatıyordu.Bende buna katılıyorum.İnsanın kendisini daha özgür bırakması gerek.Bu nedenle her anlamda kahramanlardan vazgeçmeli.


Albumden beklentileriniz neler?


-Begenilmesi.Keşke çok insana ulaşsa.Canımı en çok yakan bu.En azından ulaşan insanlar biraz kulak kabartmalı,dinleyici de biraz emek sarfetmeli.Tüketimin bu kadar arttıgı bir dönemde dinleyicide ulaşmak,seçmek,dinlemek için çabalamalı.Genelde önümüze konanı yiyoruz,seçmek için ugraşmıyoruz.Bir gustomuz yok.İnsanın küçük bir sevdigi şeyler köşesi olmalı ve bu zenginleştirilmeli.Lütfen önünüze konan herşeyi begenmeyin.Benimkide dahil.Önünüze gelmeyen şeyleride araştırmalı.Biraz o medyanın buzdagını yıkıp suyun dibine dalmalı,görünenin dışında neler var hayatımızda buna bakmalı.



Zamanın içinde yolculuk yapabilse hangi dönemde yaşar,kim olurdunuz?



-Merak ettigim çok dönem var.Bir kere 20.yy'ın başına gidip gelmek isterdim.50'ler 60'lar Türkiye'si.Yine müzikle ugraşırdım kesinlikle.






Jehan Barbur...Müzigide kendisi gibi...
Yumuşak,sade,sempatik,mütevazi,neşeli tüm ritimleri....
Roportaj bekledigimden çok daha keyifliydi...Bir kat daha hayran bıraktı kendisine beni,
O güzel düşünceleri ve içtenligi...
Her cuma Cihangir- Kaktus Cafe'de dinleyebilirsiniz Jehan'i...
Sahneside kendisi gibi sade ve mütevazi...
Ancak büyüsünün alıp götürüceginden eminim sizi...

-lilith-

18 Nisan 2009 Cumartesi

Roportaj : Maskistanbul




Ordan oraya koştururken birileri çekti dikkatimi,sokagı fethetmişlerdi sanki...Büyük bir kalablık toplanmış vermişti onalara tüm dikkatini...Yaklaşınca benide sardı etkileri...Yaptıkları iş,işte sanat bu dedirtti...İstiklalde kuklaları elinde iki kişi sahnedeydi...Şaşırmıştım...Bu cesur insanlar kimdi?
'Tiyatro burjuva sanatıdır'diyenlere en güzel cevaptı verdikleri...Roportaj yapmak istedigimde ise geri çevirmeyecek kadar mütevaziydiler bu amator muhabiri...




Fatih Kolçak ve Oguz (Şahbaz) Pehlivan adlı iki sokak şovalyesi olarak tanımladılar kendilerini...Ve işte hikayeleri...

Maskistanbul kimdir?

Fatih : 2005'ten beri bu işi yapıyorum.Sokak kuklacısıyım.Bunu yapmamın tek sebebi underground kültürün yaratılmasında etkili olmak gibi bir amacım var.Pandomin ve rapte yapıyoruz.Facebookta Maskistanbul diyede bir grubumuz var.
Oguz İzmir'den geldi.7-8 ay İstanbul'da kalıcak.Mimar Sinan Üniversitesi Pandomin klubunde 3 yıl çalıştım.İki yıl egitmen olarak,bir yıl oyuncu olarak.Akedemik egitimim yok.

Oguz :Ege Üniversitesi,tarih bölümü ögrencisiyim.Geçmişimde somut birşey yok,rap müzikle ilgileniyorum.İstanbul'a pandomin ve kukla ögrenmek,sokak performanslarına adepte olabilmek için geldim.İzmir'e döndükten sonra Alsancak ve Karşıyaka'da devam edicem.

Neden kukla?

Fatih : Biz engelli sanat yapıyoruz.Pandomin,Mask ve kukla.Bunun birinci nedeni izleyicinin kolaycı algısını zorlamak.Çünkü kitap okumuyorlar ve tiyatroyada gitmiyorlar.Onlara sokakta sanat denilen şeyin insanı nasıl özgürleştirdigini göstermek.Söylemlerimizin şu anda yumuşak,yavşak ve g.tü kurtarmaya yönelik oldugunun farkındayız.Bu röportajı yapan arkadaşın kalemle not alarak yapmasından kaynaklanıyor.(Ufak bir gülme arası veriyoruz.. =) )

Dengeli bir hayat umut eden insanlara,dengesiz ve kimi zaman dangalakça bir yerlerden birşeyler anlatmaya çalışıyoruz.Denge diye tapınılan şey kıblesi gökdelenlere dönen bir dengedir.Eger tutarlı sanat yapacaksak;yani bilet satma peşinde koşacaksak,yani izleyiciye takım elbiseni giy gel diyeceksek izleyiciyi tav etmekle enerjimizi harcamış oluruz.Oysaki şu anki onu günlük hayatında,namı deger günlük b.ktan hayatlarında karşılarında peydah olup underground sanat yapmaya çalışıyoruz.




Peki fikir nasıl ortaya çıktı?

Fatih : Tiyatro yazıyordum.Fakat varolamıyacagımı anladım bu şekilde Türkiye koşullarında.Marka ve tescil sorunuma harcayacak bir elli yılım yoktu,çıkıp kendi işimi kendim halletmek istedim.

Nasıl hazırlanıyor?Neyden yola çıkıyorsunuz?

Fatih : Modern zamanın çelişkisinden yola çıkıyoruz.Evde provayla hazırlanıyoruz.Atolyeye verecek kira paramız olmadıgı için.

Vermek istediginiz mesaj nedir sanatınızla?

Fatih : Varoluşsal nitelik diye birşeyden bahsediyoruz.Bu da bence,insanların topluma ve tarihe sorumlu meslekler seçmesi,ve o sorumluluk bilinciyle icra etmesi demek.

Oguz : Bide sigaranızdan alabilir miyim?

(Gülüşmeler..)

Fatih : Çünkü bu iş böyle olmuyor.Aileler çocuklarının g.tü kurtarmasını istiyorlar.Mühendis olmalarını,bankacı,borsacı,gerekirse mafya,gerekirse devlet...Ne olursa olsun çocuklarının g.tü kurtarmasını istiyorlar.

ÖSS denilen şey çocuklara şuursuzluk sunuyor.Aldıgın puana göre meslek seç.Böylelikle elimizde çok dandik bir dünya oluyor.Biz bu dandik dünyaya ne olursa olsun hayallerinin peşinden koş diyen sistem kusmuklarıyız.

Konsept nasıl ortaya çıktı?

Fatih : Atmosfer gereksinimiyle yapılmış bir konseptti.Modern hayatın dışında başka bir algı düzeyini vurgulayacak bir atmosfer yaratmak.Birde dogunun ve batının ortasında kalan çocuklar oldugumuz için paçalarımızdan hüzün akmıyor degil.




Karşı karşıya kaldıgınız zorluklar neler?Bunlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?


Fatih : Polis,belediyenin gözardı etmesi,Mikail

- Mikail?

Fatih : Evet hava olaylarını o düzenliyor...diyor ve gülümsetiyor yine...Ardından ekliyor 'Birde kendi haytalıgımız ve kimi cahil izleyicinin zorbalıgı,faturalar vs...

Sanatınızla degiştirmeyi düşündügünüz şeyler var mı?Varsa bunlar neler?

Fatih : Sokakları markasız ve sivil hale dönüştürebilmek sanat adına.İnsanların müşteri olmadan bir yerlere para domalmadan sokakta yer altı sanatını görebilmesi.Oldugumuz yer yani.

Peki nasıl bir yol izliyorsunuz?Oyunların temaları neler?

Fatih : Masalsı-dramatik temalar işliyorum.Saf ve keklenen bir karakterimiz oluyor.

Oguz : Ve sonra ölüyor.

Fatih : Ve ona fenalık yapanları affediyor.Öyle bir yol işte.

Sokak geniş bir sahne,izleyiciside öyle.Zorluklardan bahsettik.Peki güzellikleri neler?

Fatih : İnsanlar gerçekten saygı duyuyorlar.Aranızda düzeysel mesafe kalmıyor.Bunun yanısıra insanlar bizim şovalye oldugumuza inanıyor.İşin kötüsü biz buna çoktan kanmış durumdayız.

Nasıl bir proje Markistanbul'a istiklali bıraktırır?

Fatih : Başka projelerimiz,para kazandıgımız yerler var.İstiklali aşama olarak degil amaç olarak görüyoruz.Trilyonumuz olsada biz burda çıkıp oyunumuzu oynıyacagız.Yani yirmi sene sonra gel yine aynmı yerdeyiz...gülüyor ve ekliyor 'Hatta Oguz'un bir şarkısı vardı..Neydi Oguz?'

Oguz : Yer mekan sorarsanız ünlenince nerdeyiz,
Yirmi sonra gel yine aynı yerdeyiz....

Festivallerde sahne almak istermisiniz?

Fatih :Evet.

Sokagın tarifini istesek sizden..Sokak sizin için nedir?

Fatih : Kapitalizm taradından işgal edilmemiş son kale.Orada da polis zorbaları racon kesiyor.Orada insanlar en acımasız fikirleriyle,en acımasız küfürleriyle,en acımasız zikirleriyle...Biz o kaleye bayrak dikmeye çalışıyoruz.Sokak şovalyelerinin bayragını...Birgün gelip bizi bu kalenin duvarlarından aşagı atsalar da,biz buradayız Moliere amca....

Oguz : Soruyu sevmedim.

Türkiye'de bir sokak sanatçısı nasıl yaşar?

Fatih : Akedemik otoriteler tarafından kaile alınmıyor.Diplomatik ve bürokratik otoriteler tarafındanda...Gerçi ben 9 Eylul Üniversitesi'nde egitmenlik yapmıştım fakat insanlar biz sokaga düştük diye buradayız sanıyorlar.Hipiyiz,ot çekiyoruz ve manita olayları saglam diye bizi burada sanıyorlar.Maalesefki alkol bile almıyoruz.Manita olaylarıda berbat durumda...

Neden İstiklal?

Fatih : Burada yaklaşık üçyüz yıllık bir kültür mirası var.İstiklalde genelde sanat ve eglence işlerini ruhlar götürdügü için burada böyle bir tarih devam ediyor ve biz bir yerindeyiz oyunlarımızla.

Oguz : İstiklal dünya sahnesi.Bu sahnede,sahnesiz oynamak dünyanın merkezine herkesle aynı düzeyden bakabilme imkanı sunuyor.



Bu keyifli roportaj sırasında küçük bir misafir geliyor yanımıza..6 yaşında tarlabaşında yaşayan bir çocuk Ali..Bir o kadar enerjik ve zeki...

Fatih : Ali'yle geçen hafta karşılaştık,banada makyaj yapın bende oynim dedi.Bizde kıyamadık.Şarlo'nun İdamı adlı bir oyunda oynuyor.Şarlo idam edildiginde gelip,'Şarlo ölmüş' diyor.Cumartesi günleri geliyor.Onu çok seviyoruz.

-Okula gidiyor musun Ali?

Ali : Okula gitmiyorum.

-Neden?

Ali :Annem beni yazdıracak.

-Neden gidiceksin peki okula?

Ali : Okumak için...

-Büyüyünce ne olacaksın peki?
Ali : Dur bir düşüneyim.Ben biliyorum!Doktor!

-Neden doktor?

Ali : Çünkü hastaları muayne etmek için...

Fatih : Sanatçı olmayacakmıydın sen oglum?

Ali : Silsene bi dakka!Sanatçı olcaktım ben...

Fatih : Ne sanatçısı?

Ali :Pambomim!Birtane daha oyun yapsanıza ben sizin oyunlarınızı çok seviyorum!Abilerle oynuyorum ben.

-Seviyor musun peki?

Ali : Hemde çok!

Fatih : Fotograf makinesi olayını söylemicen mi?

Ali : Tamam söylicem.Fotograf makinesi olayı...Ben çok para topladım,8 milyon...de-yaz...Karaköy'e gittim.

Fatih : Kiminle?

Ali : Abiyle,oradanda fotograf makinesi aldım geçitten.

Fatih : Sonra?

Ali : Poz poz poz!Sevdigim filmleri yazsana!Akasya Duragı,Kayıp Prenses,Papatyam,Tarıklan ve digerleri...Fatih,Oguz,Ali,Atilla,Ayça abla,makyaj yapıor adı ne hah Gülhan abla,Meryem(Melyem) abla,bögürtlen abla(Merve Kabil) bide..Onların oyunları...

Fatih :Soruyu ben söyleyeyim mi?

Ali :Söyle söyle...Allah'ını seversen söyle...Ne yazdın yaaa,merak ettim yaa!

Fatih : Dur dur...

Ali : Hah büyük bir darbe yedin!

Fatih :Darbe kelimesini yeni ögrendide...Dur dur son soru çükünü ne zaman kesiyoruz?

Ali :Yaaaaaaaaaaaaa.....Haziran'da ...



-lilith-

27 Mart 2009 Cuma

ŞİİR SENFONİSİ


SSpartakuSS:
Uyuyor muyuz yoksa uyutuluyor mu? Büyüyor muyuz yoksa büyütülüyor mu?
Lilith:
Küçülebilsek ya çocuklara günler çok uzun gelirmiş....
Zaman sanki hiç geçmezmiş...
SSpartakuSS:
Geçsin zaman bitsin artık ölelim de kurtulalım bu mezbelelikten ...
Lilith:
Ölüm çare olsa ya...
Geçiş değil mi başka bir boyuta...
İnsanlar aynı insanlar değil mi sanki orda da...
SSpartakuSS:
Ölümle biter her dert toprak olur burnumuz..
Faydası yok gelse cenazeme topunuz...
Lilith:
Kefen beyazdır ya...
Barışı temsil ediyor gibi gelir bana...
Korkutuyor bulmak kendimi bir başka savaşın içinde öbür tarafta..
SSpartakuSS:
Kefen dediğin su beyaz örtü gömülünce kurtların böceklerin yediği pamuktan fistan...
Hayvanlar dua ediyor ya sana yeter fazlasıysan...

Lilith:
İnsanlarda dua ediyor etlerini kemirdikten sonra...
Fayda ediyor mu peki niyetleri sen kemikten ibaret kaldıktan sonra...
Kötü niyet beslemeden yapıyor herkes her şeyi zaten baksana...
Hayvanlar bile biyoloji olarak açıklarlar etlerini kemirmelerinin sebebini sorsan onlara..
SSpartakuSS:
Düşünmüyorum neden die düşünesim gelmiyor nedekine..
Uyusak da ölsek de kapanıyor gözlerimiz birden bire..
Lilith:
Rüyalarımın bittiğini anlayamıyorum gözlerimi açtığımda...
Rüya görmüyorum çünkü her uyku bulmam kendimi başka bir kabusta..
Daha kötüsü de her uyanış dalmak sanki yeni bir kabusa...
Baktığında gözümü açmamla kapamam arasında pek bir fark yok aslında..
SSpartakuSS:
Bu bardak da bitti, haydi doldur yenisini...


SSpartakuSS & Lilith